Content area
Abstract
Kekemelik konuşmanın doğal akıcılığını etkileyen bir konuşma bozukluğudur. Farklı konuşma özelliklerinin yanı sıra tutum ve davranışların da bu bozukluğa eşlik etmesinden dolayı kekemelik her zaman araştırmacıların ilgi ve merak odağı olmuştur.
Kekemelik, dil gelişiminin yoğun olduğu 2-5 yaşları arasında başlamakta (Peters ve Guitar, 1991) ve %75’i iki yıl içinde kendiliğinden iyileşmektedir (Packman ve ark., 2007). Toplumda %1 yaygınlık ve yaklaşık %5 sıklıkta gözlemlenen bu konuşma bozukluğunda (Howell ve ark., 2008) erkeklerin kızlara oranı yetişkinlerde 5:1 olarak görülmektedir (Packman ve ark., 2007). Her 100 kişiden birinin kekeme olduğu düşünüldüğünde kekemeliği kontrol etmede kullanılan yöntemler ve müdahale biçimleri dil ve konuşma bozuklukları alanında önem kazanmaktadır.
Kekemelik için henüz “Lorenzo’nun Yağı” bulunmamaktadır (Forster, 1996) ancak farklı terapi yaklaşımları bu sorunun sağaltımında dil ve konuşma terapistleri tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Özellikle konuşmayı biçimlendirme terapileri kekeme ergen ve yetişkinlerin konuşmalarını kontrol etmelerinde etkili sonuçlar göstermektedir (Block ve ark., 2005). Bunun yanı sıra Schwartz da (1976) %89 başarı oranıyla kekemeliğin kontrol edilebileceğini öne sürmüştür (Akt: Thomas ve Howell, 2001; Ingham, 1993).
Alan yazında, uygulandıkları zamanda kendi çalışma amaçlarına hizmet eden sosyal, duygusal ve bilişsel değişkenlere sahip birçok kekemelik terapisi yöntemi yer almaktadır. Bothe ve arkadaşları (2006) çalışmalarında 1970’den 2005’e kadar yapılmış deneysel kekemelik terapisi araştırmalarını gözden geçirmişler ve bu çalışmaları nitelik bakımından değerlendirmişlerdir. Son dönemde geliştirilen kuramlarla birlikte bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeler ve metabolik değerlendirme tekniklerindeki gelişmelerden de yararlanarak araştırmacılar, elektromiyografik geridönüt (EMG), akupunktur, sözce uzunluğu ve karmaşıklığının arttırılması, Lidcombe programı, dil eğitimi, metronom-destekli konuşma, uzatılmış konuşma, düzenlenmiş nefes / hava akımı, gölgeleme, kekemelik değiştirme ve gecikmiş işitsel geridönütü (DAF) içeren terapi yöntemlerini kullanmışlardır. Buna dayanarak ülkemizdeki araştırmaların çoğuna bakıldığında bunların kekemelikteki fizyolojik, psikolojik ve davranışsal özellikleri açıklayan betimsel çalışmalar olduğu görülmektedir (Kazanoğlu, 2008; Atlas, 2007; Kayıkçı, 2007; Akgün, 2006; Bilgin, 2006; Dumanoğlu, 2006; Türköz, 2004; Gergerlioğlu, 2002; Cenkseven, 2000; Ünalan, 2000; Bolat, 1999; Akseki, 1998; Orçın, 1998; Yazar, 1998; Baydık, 1996; Irak, 1996; Güleryüz, 1995; Karababa, 1995; Çağlar, 1993; Bugay, 1990; Çalkılıç, 1990; Sercan, 1988). Kekemelik bozukluğuna ilişkin çalışmaların gittikçe hız kazanmasına rağmen ülkemizde kekemeliğin terapi boyutunu ve terapi etkililiğini ele alan araştırmalar oldukça sınırlı sayıdadır (Madanoğlu, 2005; Eryavuz, 1998; Ceyani, 1987). Özellikle ergen ve yetişkinlerde akıcılık biçimlendirme terapi yönteminin etkililiğini değerlendiren bir çalışmaya rastlanmamış olması bu çalışmanın gerekçesine yönelik yola çıkış noktası olarak kabul edilebilir. Bu çalışma TÜBİTAK destekli bir projenin alt amaçlarından birini gerçekleştirmek üzere desenlenmiştir.





