Content area
Abstract
Günümüzde ülkemizin de içinde yer aldığı farklı gelişmişlik düzeyindeki bir çok ülke iktisadi problemlerini aşabilmek ve ekonomilerini sürdürülebilir bir büyüme temeline oturtabilmek için kamu yönetimi ve kamu mali yönetimlerinde reform programları uygulamaktadır. Bu programlar IMF ve Dünya Bankası ile birlikte hazırlanmakta ve uygulanmaya konmaktadır. Reform programlarının özünü ekonomide devletin rolünün yeniden tespiti ve bu tespite göre kamu yönetiminin ve kamu mali yönetimin çağdaş yaklaşımlara göre yeniden tasarımı oluşturmaktadır. Bu çerçevede makro ekonomik politik hedefleri gerçekleştirmeye katkı sağlayacak, para programları, yapısal reform düzenlemeleri, kamu sektörü açıklarını kontrol altına alınmasına yönelik düzenlemeler yapılmaktadır.
Devlet, bazen bir ekonomik aktör, bazen siyasi ve ekonomik mücadelenin üzerinde gerçekleştirildiği alan olarak, ekonomi biliminin incelediği ve konumunu ve sınırlarını belirleyemeye çalıştığı başlıca konu olmuştur. Devlet yapısı ve aldığı kararlarla bireyin doğumundan ölümüne kadar hayatının her aşamasında farklı boyutlarda var olmuş ve sınırlarının ve yerinin ne olması ve nasıl olması gerektiği tartışmaları sürekli canlı kalmıştır.
İnsan ihtiyaçlarının artması ve karmaşıklaşması sonucu sosyal düzeni sağlamak amacıyla faaliyetlerini genişleten devlet bu maksatla bireylerin sosyal hayatına müdahalede bulunma hakkını ele geçirmiştir. Özellikle 20. yüzyılın ortalarında etki alanını genişleten devlet, bazı sorunların bizatihi çözümü olurken bazı sorunların da bizatihi kaynağı haline gelmiştir.
Küresel ölçekte cereyan eden gelişmeler ve küresel ekonominin içinde bulunduğu şartlar devletin ekonomide ve yönetimde üstlendiği fonksiyonların niteliksel ve niceliksel yönden değişmesine sebep olmuştur. Bu süreçte ortaya çıkan ekonomik ve siyasal gelişmelere paralel olarak, bireylerin daha çok bilinçlenerek kamu kurumlarından daha yüksek kalitede hizmet beklentileri devleti güçlü bir baskı altına almış, dönüşümünü hızlandırmıştır.
Teknoloji alanında meydana gelen baş döndürücü ilerlemeler ve keşifler, bilginin üretilmesinde, işlenmesinde ve aktarılmasında olağan üstü gelişmelere sebep olmuş, küreselleşme olgusunu hızlandırmıştır. Küreselleşmeyle beraber, devlet anlayışında değişim hızlanmış, devlet kavramına farklı işlev ve görevler yüklenmeye başlanmıştır. Ülkelerarası ekonomik, politik ve kültürel her türlü sınırın aşılacağı bir döneme girilmiş geleneksel kapalı ekonomiler hızla dışa açık ekonomiler haline dönüşmeye başlamıştır.
Piyasa başarısızlığı yanında devlet başarısızlığı da tekrar gündeme gelmiştir. Bir çok sosyal bilimci ve ekonomist devlet başarısızlığının kökenlerini incelemektedir. Etkin bir devlet sisteminin nasıl kurulacağı ve kamu hizmetlerinin daha nasıl etkin sunulabileceği hususları kapsamlı olarak tartışılmaktadır. Bu noktada devletin gelir elde etme ve harcama yapma usullerini belirten ve yetki veren siyasi, hukuki ve mali bir metin olan bütçelerin etkin hazırlanması, yönetimi ve uygulanmasının önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Devlet bütçeleri de devletin fonksiyonlarında olan gelişmelere bağlı olarak sürekli değişim halinde olmuştur. Devletin etki alanının az olduğu dönemlerde bütçeler kapsam olarak küçük, devletin etki alanının artığı dönemlerde görece daha kapsamlı ve büyük gerçekleşmiştir. Bu gelişmeler bütçenin önemini giderek artırmış ve çeşitli bütçe sistemlerinin doğmasına sebep olmuştur.
1990’lı yılların sonlarına doğru kamu borç yükü oldukça artan, ekonomik ve siyasi belirsizliklerle beraber spekülatif sermaye hareketlerine daha duyarlı hale gelen türk ekonomisi peş peşe krizler yaşamaya başlamıştır. Krizlerin aşılması amacıyla uluslar arası kredi kuruluşlarının desteği alınarak “istikrar programları” uygulanmaya başlamıştır. Ortodoks iktisat anlayışıyla oluşturulan bu programların temel vurgusu mali disiplin yoluyla faiz dışı fazla verilerek krizin ana sebebi olan sürdürülemez boyutlara ulaşan kamu borçlarını azaltmaktır. Böylece yüksek enflasyon, cari açık ve kamu açıkları ile mücadele eden ülkelerin sıkı maliye politikaları ile kamu harcamalarını azaltmaları, gelirlerini artırmaları, borçlarını çevirebilmeleri hedeflenmektedir.





