Content area
Abstract
I.Sunuş
Fikri-sınai hakların günümüz teşebbüsleri için kazandıkları önemi iki ayrı açıdan ele almak mümkündür. Klasik sanayi toplumunun bakış açısıyla, çeşitli maddi ürünlerin satışında rekabet baskısını azaltacak, satış miktarının artırılmasına ve fiyatların belki biraz daha yükseltilebilmesine hizmet edebilecek bu haklar işletmelerin maddi varlıklarının yanında ikinci derecede öneme sahip tekel yetkileri olarak değerlendirilmektedir. Oysa yirminci yüzyılın ikinci yarısında lisanslama faaliyetleri ve fikri-sınai hak devirleri artmaya; bu hakların konusunu oluşturan gayrimaddi malların kendisi de tıpkı maddi mallar gibi ticareti yapılan ürünler haline gelmeye başlamıştır. Bu duruma paralel bir gelişme, gayrimaddi malların teşebbüs sermayesi içindeki değerlerinin anlaşılmaya başlamasıdır.
Gayrimaddi malların müzik ve film endüstrisi ile bilgisayar programcılığı ve web işletmeciliği gibi yeni gelişmiş ekonomik faaliyet alanlarındaki teşebbüslerin neredeyse tek sermayesini oluşturdukları tartışmasızdır. Ancak, bu malların maddi ürünlerin üretimi ve satışını gerçekleştiren pek çok “klasik” teşebbüsün sermayesi içindeki değerleri de bugün kesinlikle küçümsenemeyecek hale gelmiştir. Bir gayrimaddi malın teşebbüs sermayesi içindeki payının o teşebbüse ait maddi malların değerinden çok daha fazla olması günümüz dünyasında sık karşılaşılan bir gerçek olarak kabul edilmektedir.
Ne var ki, gayrimaddi malların lisanslama ve fikri-sınai hak devirlerinde ticari birer meta olarak taşıdıkları değere, bilhassa da teşebbüs sermayesi içindeki önemlerine uygun bir gelişmenin finans alanında ortaya çıktığını söyleyebilmek mümkün değildir. Gayrimaddi mallar, sahip oldukları yüksek değere rağmen, finans alanında teminat vasıtası olarak dikkate alınmamışlardır. Teşebbüslerin, özellikle de prodüksiyonla uğraşan veya yüksek teknoloji alanlarında faaliyet gösteren teşebbüslerin gayrimaddi mallardan kredi ihtiyaçları için birer teminat vasıtası olarak faydalanamamaları, bu teşebbüslerin finansman ihtiyaçlarının yeteri kadar tatmin edilebilmesi açısından önemli bir eksiklik olarak ortaya çıkmış; yüksek değere sahip bu mallardan finansman ihtiyacı için faydalanılamamıştır.
Gayrimaddi malların teminat vasıtası olarak taşıyabilecekleri değerin 1990’lı yıllarda farkedilmeye başlandığı söylenebilir3 . Batı ekonomilerinde, marka, patentli buluş ve telif hakkına konu eser gibi bazı gayrimaddi mallar bu dönemde teminat vasıtası olarak kullanılmaya başlanmış 4 ; konuya ilişkin bilimsel çalışmaların sayısı da söz konusu gelişmeye paralel olarak aynı dönemde, bilhassa ABD, Kanada ve İngiltere gibi teknoloji yoğun üretim yapılan ekonomilere sahip ülkelerde artış göstermiştir. Gayrimaddi malların teminat değerlerinin yakın gelecekte büyük önem kazanacağı konusunda uluslararası çevrelerde de yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Nitekim, “Nesnel Teminatlı İşlemler Hakkında Yasama Kılavuzu”nu (Legislative Guide on Secured Transactions) hazırlayan UNCITRAL’in 2006 yılındaki 39. dönem çalışmaları sonunda sunulan raporda bu kanaat ifade edilmiş 5 ; Komisyonun öngörüsü ve fikri mülkiyet haklarının modern teminat hukuku dışında bırakılamayacağı yönündeki görüşü doğrultusunda 2007 yılında başlatılan6 çalışma neticesinde, Yasama Kılavuzu için, fikri mülkiyet haklarının teminat gösterilmesine ilişkin özel bir ek hazırlanmıştır 7 .
Ne var ki, giderek artan ilgiye rağmen, gayrimaddi mallar karşılık gösterilerek gerçekleştirilen kredi faaliyetlerinin sayısının henüz az olduğuna da özellikle dikkat çekilmektedir8 . Gayrimaddi mal rehinlerinin hem finansal hem de hukuki açıdan ele alınarak incelendiği çalışmalarda, bu malların finans alanında yaygın kullanılmamasının sebepleri (1) gayrimaddi mal değerlemesindeki güçlükler, (2) finansman dünyasındaki mevcut eğilimlerde gayrimaddi mallara karşı yabancılık ve bu malların değerlerine ya da karlılığına karşı şüphecilik, (3) kredi talebinde bulunanların işletme faaliyetlerine temel teşkil eden gayrimaddi mallarını kaybetmekten korkmaları ile (4) hukuki belirsizlik ve bilgisizlik olarak tespit edilmektedir9 .





